SEN KİMSİN ?

بسم الله الرحمن الرحيم الحمد لله رب العلمين و الصلاة والسلام على سيد المرسلين اما بعد

29ربيع الأول/ 1436/ بورصه

  sen-kimsin.png

Kimsin sen ve bu hâl neyin nesi? Arzı boynuzunda taşıyan öküz müsün? Öküzün üstünde dineldiği balık mısın?

Merkeze doğru mu yolculuğun; merkezden çevreye doğru mu? Hakîkatten gittikçe uzaklaşıyor musun; takarrub ettikçe cezben mi artıyor? Merkezi belirleyen nedir? Bir merkeze ihtiyaç var mıdır?

İlhâmı Kur’ân’dan alıp asrın idrâkının içine bırakıp; neticeyi bu izdivacdan mı bekleyeceksin? Böyle yaptığın takdirde içine bırakılan kab mı belirleyici olur, içine atılan mı? Ortaya çıkan netice sinemize sinecek midir? Neticeler kat’î mi olacak; zannî mi? Kesin olmayanın ,hele gözlem neticesinde husule gelmişse, ardına düşmek ne kadar akıllı adam işi olur?

  İlhâmi bir vâdide Esin başka meydanlarda. Bu ikili izdivac edebilir mi? Bu arada izdivac, uyum ma’nâsına gelir. Lafzı evlenme ma’nâsına çekib mevzuyu farklı tefsir etmeyelim diye uyardım.

Arz-ı mev’ ûd’u iddia edenler için merkez Süleymân AS Mabed’i dir. Ya sen? M’abedin neresidir, merkezin neresidir? Hayali beldeler kurup insanlığı bu beldelere hicrete zorlayanlar bile yeri belirlemişlerdir. Kimisi ada hayal etmişdir. Kimisi Kürrey-i Arz’ı mabed bellemiş; halkların kardeşliği ilkesine sarılmışdır.

Ya sen? Nereden başlayacaksın i’mâra? Nereye davet edeceksin insanları?

“Başlanmışı başlatmağa ne hacet?” deyib de akıntıya mı bırakacaksın tekneyi? Zaten İslâm’ı, idrâk-i asra söyletirsek akıntıya kapılıp gitmeyecek miyiz?

İlhâmî’nin çektiği ızdırab neyin nesidir o halde? Maden Esin Hanım istediği adamla geceleyecek, istediği meydanda istediği gibi raksedecekse, İlhâmî neden mahbusdur Amerikalı ellerde?

Pekalâ Amerikalılar niçin İlhâmî’yi habse mahkum etmişlerdir? Hem de öyle bir hapis ki; ne suç belli, ne cezanın adı konulmuş? Hamburabi’nin kanunları bile daha âdildir. Meydanda bir kanun vardır. Halbuki Guentenamo’da kanunu o esnada sorguya girenin, o anki keyfi belirler.

Hulasa hala yankılanır mı o ses: “Allah Bir.”? Garb’ı endişelendiren nedir? Bilâl’in- Radıyallahu Anhü- Allâh’a kul olmaya karar verme ihtimâli midir asrın idrâkini sallayan?

Sahi Bilâl kimden ilhâm almış idi ve merkezi neresiydi Bilâl’in? Bilâl Habeş ehlinin evladını nereye çağırıyordu? Ne va’dediyordu? Nesi vardı zincirlerinden başka? Kim arka çıkıyordu Bilâl’e? Ölse arayanı, soranı, cenazesini gömecek olanı var mıydı?

Neden bu denli yalnız, kimsesiz, parasız, pulsuz Bilâl Mekke’nin şerefini, şereflilerini(!) sarsmış idi? Takati nerde buluyor, gücünü nerden nasıl istihsâl ediyordu?

Mekansız âlem tefekkürü mümkin midir? Dünyalılara Mars gösterilerek davet yapılır mı? Nâs kendini ocağında hissetme hassasına sahib değil mi? Yeryüzü ehline nâzil Kur’ân nâsı kentsiz koyar mı? İlk devirde nasıl olmuşdur?

harita.jpg

Açık yeşil alanlar Sünni koyu yeşil alanlar Şi’î  müslümanların yaşadıkları mekânlar olarak olarak gösterilmiştir. Bu haritayı Garblılar yapmış muhtemelen. http://www.islam101.com/dawah/muslim_world_map.html

Asır, İlhâmî’nin ve Esin’in bu mekânlarda, yeşil alanlarda hürr bir irâde ile gezinmesine imkân tanıyor mu? Son ikiyüz yıldır, dümenleri eline aldığından beri, tanımış mıdır? Kanın gövdeyi götürdüğü, pazara çıkanın evine dönemediği bir mekânda, Esin ve İlhâmî serbestce dolaşabilir, arzu eden hânelere konuk olabilirler mi?

   Ve ey,sen! Kimsin? Yurdun yuvan neresidir? Aşiretin sülâlen kimlere dayanır? Neleri sever, nelerden tiksinirsin? Dedengil kimlerle düşüp kalkmanı öğütlerdi? Kitaplığında hangi âsâr bulunur? Neleri okursun? Hangi tür mızıkayı tercih edersin? Tercihini ne belirler? Üstün başın nasıl olursa hoş görünür? Hoşlandıklarında mikyasın nedir? Günün hangi aralıklarında divana durursun? Divan vakitlerin haftalık nasıldır yıllık nasıldır?

Ve ey, sen! Galeyan cümlesi duyacaksın şimdi. Derin uykusunda, ya ana rahminde, ya ana kucağında, ya oynarken küçük elleri topiş ayaklarıyla bir değil, milyon bombalarla paramparça olup gömülme bile nasibi olmayan kız çocukları, tüm bu yeşil alanları gece gündüz ince çığlıklarıyla inletirken neredesin? Hâlâ mı Batası Batı’nın çarelerini okumakta ve meded beklemektesin? Diri diri gömülenler gömülmesin diye Hira’da gök yarılmış rehber ululanmış vazife verilmişdi. Yirmi üç yılda kumlara gömülenlerin imdâdına yetişdi ve gömmeden tiksinip, hallerine ağlayarak bıraktı çöldekiler gömmeyi küçük mini kızları.

Ya sen,ey! Ne yaptın yirmiüç yıldır? Ne yapacaksın yirmiüç yıl?

Allahım sırtımızda Garbın, batası Batı’nın parçaladığı masumların yükleriyle huzuruna çıkarma bizleri. Bizleri hemen şimdi silkele ve inzâl buyurduğun kitabın hitabına muhatab kıl. İlmimizi artır ve bizi müttekîlerden kıl. Âmîn….

Paylaşın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Doğrulama Kodu (gerekli) * Süre doldu. Lütfen doğrulama kodunu(CAPTCHA) yenileyin!